Bunun gibi yazılardan sürekli haberdar olmak istiyorsanız okuyucu listemize katılın. SEO ve dijital pazarlama ile ilgili en güncel içeriklere tamamen ÜCRETSİZ bir şekilde ve anında sahip olun.

SİTE İÇİ SEO HAKKINDA HER ŞEY

A’dan Z’ye SEO yazı serimizin 3. yazısı olan “Site içi SEO Rehberi”ne hoşgeldiniz. Okuyacağınız yazı SEO’nun %50’sinden fazlasını oluşturan “On Page” yani site içi SEO’yu size bütün hatlarıyla aktaracaktır. Yazı serimizin bütün bölümleri aşağıdaki gibidir.

Sorularınızı ve aklınıza takılanları yorum olarak bizlere iletirseniz memnun oluruz.

SEO'nun Belkemiği: İçerik

“SEO’yu tek bir kritere indirger misiniz?” diye bir soru sorsanız, muhtemelen “içerik” cevabını verirdik. Evet, ne backlink ne de sosyal paylaşımlar bir web sitesini Google’ın gözünde kaliteli içerik kadar değerli yapar. Çok eski bir internet deyişinin söylediği gibi “content is king”, yani “içerik kraldır”.

Aslında bunun arkasındaki mantık çok basit. İlk yazımızda da belirttiğimiz gibi Google istiyor ki kullanıcıları en kaliteli yazılara, görsellere, videolara ulaşsınlar. Böylece yaptıkları aramadan memnun olup Google’ı daha fazla kullansınlar.

Muhtemelen sormak isteyeceğiniz bir diğer soru “Google kaliteli içerikle kalitesiz olanı nasıl ayırt eder?” olacaktır. Google’ın bunu belirlemekte kullandığı kıstasları büyük oranda biliyoruz. Ama öncelikle size bir tavsiye vermemize izin verin. 

Bir kitap yazmak isteseydiniz, yapmanız gereken şey “nasıl kitap yazılır”ı araştırmak mı olurdu, yoksa çok kitap okumak mı? Tahmin ediyoruz ki çok kitap okumayı seçerdiniz. Yani yazmanın didaktik bir yolla öğrenilemeyeceğini, en iyi öğrenme yönteminin okumak yani kendinizi doldurmak olduğunu düşünürdünüz. 

Tolstoy ya da Balzac muhtemelen hiç kimseye “nasıl kitap yazılır” diye sormadılar. 

Yetenekli ve yetkinlerdi, hepsi bu. Yetenek Allah vergisi, yetkin olmak için ise çok okumak gerek.

Buradaki paradoks şu: kitaplarının çok satmasını isteyen ticari kafaların hiç biri bir Tolstoy ya da Balzac olamadılar, çoğu ise kendi ölçütlerine göre dahi başarısız oldular.

Bunun SEO’daki karşılığı ise, içeriklerini gece gündüz SEO için optimize etmeye çalışanların çoğu (over-optimizing) arama motoru sonuçlarının arka sayfalarında yerlerini alırlar.

Önünde sonunda başarılı olanlar en yetkin olanlar ve kullanıcıya en iyi içeriği sunanlardır.

Google, işte bu “en iyi içeriği” sizin için bulmak istiyor fakat nihayetinde bir yapay zeka. Hal böyle olunca insan aklıyla yarışamıyor. Fakat Google mühendisleri insan aklını taklit edebilmesi için zaman içerisinde bir takım filtreler ve parametreler belirlediler. 

Bunlar insan aklı gibi kompleks bir mekanizmanın dinamiklerinden hayli uzaklar. Bu filtrelerden biri alakalılık, bir diğeri ise kalite. İkisi de kendi içlerinde çeşitli ölçütler barındırmaktalar.

Alaka Düzeyi

Google bir içerikte ilk önce alakalılığa bakıyor. Bundan 10 sene kadar önce arama sorgusu bir sayfada çokça geçiyorsa bu yeterli bir alakalılık sinyaliydi. Fakat bütün web ortamı bundan ötürü spam kaynıyordu.

Panda algoritmasıyla birlikte Google bu sorunu aştı ve kelimeyi içeriğe boca ederek sıralama almaya çalışan web sitesi sahiplerini cezalandırdı. 

O gün bugündür, Google bir içeriğin temasını anlama konusunda hayli yol katetti. Eskiden sadece yazı içerisindeki anahtar kelime oranı (keyword density) yeterli bir kriter iken, giderek kelimeler arasında daha semantik (anlamsal) bir ilişki aramaya başladı.

Bu noktada işler karışıyor zira internet, hele ki Türkçe kaynaklar devasa bir bilgi çöplüğüne dönmüş durumda.

Bir çok SEO ısrarla Google’ın LSI (Latent Semantic Index) teknolojisini kullandığını ve kelimelerin eş ve yakın anlamlılarını sayfalarda bolca kullanmak gerektiğini öne sürüyorlar. 

Öncelikle LSI’ın tamamen farklı bir amaçla ve internetten çok daha önce ortaya çıkmış bir teknoloji olduğunu söyleyelim. Google semantik kelimeleri kullanıyor, fakat semantik kelime dediğimiz zaman aralarında anlamsal ilişki bulunan kelimeleri kastediyoruz. LSI bu konuda kullanılan bir yöntem fakat Google bunu kullandığını hiç bir zaman doğrulamadı.

Seo by the Sea’den Bill Slawski’nin bu konuda çok güzel bir yazısı var, ilgilenenler şuradan erişebilir.

Piyasadaki söylentileri es geçerek, onun yerine Google’ın bizzat ağzından semantik ilişkileri belirlemekte hangi yöntemleri kullandığına bakabiliriz. 

Google’ın patentini aldığı bir kelime öngörme algoritması bunlardan biri. İlgilenenler Word Vector konusu ile alakalı Medium’daki şu yazıya göz atabilirler. Fakat Word Vector bir machine learning yöntemi ve bir çok internet kullanıcısının çok haşır neşir olmak istemeyeceği kadar karmaşık.

Bize çok daha pratik yöntemler lazım.

Daha kolay anlaşılabilir ve hayata geçirilebilir bir diğer kavram ise “birlikte bulunma (co-occurence)”. Malesef bu kelimenin Türkçe’de kabul görmüş bir karşılığı yok, ama biz birlikte bulunma diyeceğiz. 

Google semantik ilişkileri anlamlandırmada co-occurence’ı kullandığını yaptıkları bir araştırma ile bildirmiş oldu. 

Peki nedir bu co-occurence, veya bizim deyişimizle birlikte bulunma

Basitçe iki kelimenin bir yazı içerisinde birlikte bulunma olasılığı. 

Bir örnekle açıklamak gerekirse, bardak kelimesinin çay kaşığı kelimesi ile aynı yazıda bulunma ihtimali, halı kelimesiyle aynı yazıda bulunma ihtimalinden çok daha fazladır. 

Bunun SEO’yla olan ilgisi ise, bu tür birlikte bulunma olasılığı yüksek kelimeleri aynı yazı içerisinde kullanmak Google’a sayfanın alakalılığı konusunda çok net bir mesaj verecektir. 

Tekrar ediyoruz, bunu doğallık sınırının ötesine geçerek kullanmak gene Google’ın sizin için alarm vermesine sebep olabilir. 

Bundan en çok fayda görecek web siteleri ise kurumsal şirket siteleri ile e-ticaret siteleridir. 

Normal uzunlukta bir blog yazısı zaten konuyu çeşitli yönleriyle ele alacağı için “birlikte bulunma”yı ister istemez içeriğine dahil edecektir. Fakat firma web sayfaları ve e-ticaret siteleri çoğu zaman bir ürünü veya hizmeti açıklamada yetersiz bir içerik sunarlar. 

Örneğin firma web sayfanızda catering hizmeti verdiğinizi söylüyorsunuz. Yazdığınız bilgilendirme yazısında herhangi bir kaç yemek ismini anmayı veya “aşçı, menü, düğün” tarzı ilgili kelimeleri yazıya dahil etmeyi düşünebilirsiniz.

Fikir almak için Google’da ilgili kelimeyi yazıp çıkan sonuçlara göz atmak yararlı olacaktır. (Burada vereceğimiz en önemli tavsiye, göze doğal gelen içeriklerden esinlenmeye çalışmanız gerektiği)

Site içi SEO alaka düzeyi

3. sıradaki içeriğe göz gezdirdiğimizde buradan esinlenebileceğimiz “besin değerleri, sağlıklı beslenme” gibi kelimeler olduğunu görüyoruz.

Semantik anahtar kelimeler

İçeriğin Kalitesi

Google’ın gözünde bir içeriği sıralamaya değer kılan bir diğer özellik içeriğin kalitesi. Gelin her zaman yaptığımız gibi önce Google’ın kendi ağzından bize ulaşan bilgileri kullanarak resmi oluşturmaya başlayalım. 

Google geliştiriciler için yayımladığı içerik oluşturma kılavuzunda bize bir içeriğin kalitesini nasıl artırabileceğimize dair çok önemli ipuçları veriyor. Bunları aşağıdaki “pratik tavsiyeler” bölümünde örneklerle açıklayacağız fakat şimdilik kalitenin Google için ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalışacağız.

Google istiyor ki içerikler uzmanlar tarafından yazılsın ama herkese hitap etsin. Örneğin inşaat malzemeleri ile alakalı bilgileri bir inşaat mühendisi herkesin kolayca anlayabileceği bir dil ile yazıya dökerek aktarsın. Turistik bir bölge ile alakalı bilgileri orayı iyi bilen bir yerli, çok gezmiş bir turist veya bir sektör profesyoneli okuyucuyu boğmadan gereksiz ayrıntılara girmeden anlatsın.

Diğer bir deyişle Google kolay tüketilebilir fakat doyurucu içerikler istiyor. 

Doyurucu dedik çünkü hedefledikleri, içerikler hem bir uzman tarafından yazılsın hem de bütün önemli detayları kapsasın. Hal böyle olunca uzun yazılara daha bir önem veriyor. Bunu bütün dünyaya önce 2011’de yayınladıkları Panda güncellemesiyle, daha sonra da 2013’te yayınladıkları Hummingbird Algoritması’yla gösterdiler.

Panda güncellemesi öncesinde bütün internet 200 – 300 kelimelik kısa blog yazılarıyla doluydu (İşin kötüsü onların da içi spam kaynıyordu). Fakat Google buna bir dur demek istedi ve artık sadece bir konuyu bütün yönleriyle kapsayan yazıları öne çıkarmak istediğini arama motoru sonuç sayfalarını alaşağı ederek gösterdi.

Backlinko’nun kurucusu Brian Dean’in yaptığı bir araştırmaya göre (1 milyon arama sonucu baz alınarak) 1. sıradaki web sitelerinin ortalama kelime sayısı 1890. Sonrasında ise giderek azalıyor.

Backlinko içerik uzunluğu araştırması

Öyle ki artık kısa ve hiç bir soruyu cevaplamayan yazıların üst sıralarda yer alma ihtimali kalmadı bile diyebiliriz. Emek yoksa, ödül de yok.

Uzun içeriğin üst sıralarda yer almasının tek sebebi Google’ın onları deyim yerindeyse “kayırması” değil. 

Uzun içerikler paylaşılmaya çok daha elverişliler. Moz’un yaptığı bir araştırmaya göre 1500 kelimenin üzerindeki içerikler 300 kelimenin altındaki içeriklere nazaran 10 katın üzerinde backlink çekme potansiyeline sahip.

Olay sadece backlinklerle bitmiyor. QuickSprout’un kurucusu Neil Patel’in yaptığı bir araştırmaya göre 1500 kelimenin üzerindeki içerikler Facebook’ta %68.1 ve Twitter’da ise %22.6 ekstra etkileşimi beraberinde getiriyor. 

Neil Patel içerik uzunluğu araştırması

Buna bir taşla iki kuş vurmak da diyebiliriz. Uzun bir içerik yayınlayarak Google’ın hem özel dikkatini, hem de alanınızdaki yayıncı ve insanların ilgisini çekmiş olyorsunuz.

RankBrain

Aslında şimdiye kadar içerikle alakalı bahsettiğimiz konularda RankBrain’in eserlerine çokça rastladık. Keza RankBrain Google’ın arama sonuçlarını değerlendirme işlemini kökünden değiştiren bir sistem. 2013’te Hummingbird algoritma güncellemesinin bir parçası olarak geldi fakat aslında kendisi bizzat yenilikçi bir algoritma (o yüzden Hummingbird’ü SEO çalışmalarınızı yaparken hep göz önünde bulundurmanız gerektiğini tavsiye ediyoruz.)

İşin özü bu devrimsel bir mekanizma Google’ın en önemli 3 sıralama faktöründen biri

Peki tam olarak nedir bu RankBrain?

RankBrain Google’ın tıpkı bir insan gibi kullanıcıların niyetlerini anlamaya çalışan algoritması. Aslında bir yapay zeka olan RankBrain, kullanıcıların aramak istedikleri şeyleri kullandkları kelimelerden ve trendlerden yola çıkarak tahmin etmeye dayalı. 

Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, örneğin Google “Üsküdar’da ne yapılır” yazdınız.

RankBrain nasıl çalışır?

Google sanki bir insanmış gibi söylediğinizi anlayıp karşınıza Üsküdar’da gezilecek yerleri sıralıyor. Bunun ne kadar önemli olduğunu anlamayanlar için şöyle anlatalım.

Üsküdar’da yapılacak şey deyince Google bir aktivite aradığımızı anlıyor. Bu aktiviteyi ise “gezmek” olarak yorumlayıp karşımıza gezilecek yerleri getiriyor. 

Üstelik bunları bir diğer web sitesinden aldığı bilgilerle de değil, tamamen kendi Maps uygulamasındaki veritabanından çekerek yapıyor.

Biz ona her zamanki usulüyle Üsküdar’da yapılacak şeyleri anlatan internet sitelerini getirmesini istedik. O ise bize “senin ihtiyacın olan bu, boş ver onları al bunları incele” dedi.

Demek ki Google kullanıcının boşa zaman kaybetmesini istemiyor ve kendinden yeterince eminse onu hiç başka web sitelerine dahi bulaştırmadan kendi kaynaklarıyla doyuruyor.

Peki buradan bizim SEO açısından çıkarmamız gereken ders nedir?

Çok basit: Kullanıcılara en doğru & açık bilgiyi vermeye çalışmalısınız

Eğer İstanbul’a ilk defa gelen bir turist burada yapılacakları öğrenmek istiyorsa ona en rafine bilgiyi en kolay anlayacağı şekliyle anlatmalısınız. 

RankBrain’in aslında neyi amaçladığını artık biliyoruz: Kullanıcı deneyimini (UX) maksimize etmek. 

Ama “nihayetinde kullanıcı deneyimi dediğimiz şey çok soyut bir kavram, biz bunu doğru yaptığımızı nereden bilebiliriz?” diye bir soru sorabilirsiniz. Neyse ki bunun için de kullanacağımız metrikler var.

Doktus olarak size her zaman metriklerden yardım almanızı öneriyoruz. Böylece çalışmalarınızı yaparken neyi ne kadar doğru yaptığınızı çok daha hızlı bir şekilde belirlemiş olursunuz.

Gelin şimdi bu metriklerin neler olduğuna bakalım. 

Tıklanma Oranı (Clickthrough Rate)

Tıklanma oranı web sayfanızın arama sonuç sayfalarında listelendiğinde (organik arama sonuçları veya reklam sonuçları farketmeksizin) kullanıcıların tıklama oranını temsil eder.

Tıklanma oranını direk olarak etkileyen üç ana faktör var: sayfanın başlığı, açıklaması ve “rich snippets” dediğimiz sayfaların belirledikleri özel alanlar.

Rich snippets

Rich Snippet’ler arama motoru sonuç sayfalarını tek düzelikten kurtarmak için Google’ın 2012 yılında çıkardığı ufak bileşenler. Sayfaya yapılan kullanıcı değerlendirmelerini, sayfanın yazarını, sayfaya ait görselleri vb. sonuçlara entegre edebiliyorsunuz.

Bunun öncelikli amacı kullanıcıya henüz sayfaya girmeden en çok bilgiyi sağlayarak en doğru sonuca tıklamasını sağlamak.

Rich Snippet’leri başka bir yazıya bırakarak tıklama oranıyla devam edelim.

Tıklama oranı Google’ın gözünde web sayfanızın o arama sorgusu için değerini direkt olarak etkileyen bir kriter. Bunun önemini şöyle bir örnekle anlatabiliriz.

Diyelim kullanıcılar sizin bir üst sıranızda bulunan web sitesini değil de sizin sayfanızı tercih ediyorlar. Aradaki bu fark, Google’ı bir süre sonra bu iki sonucun yerini değiştirmeye itecektir.

Görüldüğü gibi sıralamada direkt etkisi olan bir faktör.

Hemen Çıkma Oranı (Bounce Rate)

Kullanıcılar sayfanızın başlığından, açıklamasından veya rich snippet’lerinden etkilenip sayfanıza tıkladılar.

Sıra gereken bilgiyi almalarına geldi. Fakat o da ne, sayfanızda sunduğunuz bilgilere göz gezdiren hemen her kullanıcı bir kaç on saniye içerisinde sitenizden ayrılıyor. Üstelik ayrılmakla kalmayıp diğer sonuç sayfalarına yöneliyor.

Öncelikle Google web sayfanıza giren kullanıcı sitenizde herhangi başka bir sayfaya da girmediği sürece onu hemen çıkmış olarak algılar. (Çünkü sadece tıklamalar arasında geçen süreyi baz alıyor)

Diğer bir deyişle ziyaretçi sayfanızda 10 saniye de kalsa 10 dakika da kalsa ekstra herhangi bir sayaya yönlenmediği sürece hemen çıkma oranınız aynı kalıyor.

O halde yapılması gereken, ziyaretçinin web sitenizde dolaşma isteğini artıran bağlantılar eklemektir.

Yazının en sonuna alakalı içerikleri eklemek gibi ufak değişiklikler hemen çıkma oranınızı düşürmeniz için kullanılabilir.

Burada belirtmemiz gereken bir başka husus ideal bir hemen çıkma oranının olmadığıdır. Google kendi yaptığı bilgilendirmede web sitenizin verdiği hizmet türüne göre hemen çıkma oranının değişebileceğini ve bunun normal olduğunu söylüyor.

Sizin ölçünüz arama sonuçları sayfalarındaki rakipleriniz olmalıdır. Rakiplerinizin genel hemen çıkma oranını Alexa sayesinde bulabilirsiniz. Aşağıda sağda “Browse Top Sites” yazan bölmeye rakibinizin adresini girdiğiniz takdirde Alexa size aşağı yukarı bir hemen çıkma oranı verecektir.

Fakat arama sonuçlarından gelen ziyaretçilerin çıkma oranını bulmanız mümkün değil.

Bunun için sezgilerinizi kullanmanız gerekiyor. Bir arama sorgusundan gelen ziyaretçiyi rakibinizden daha fazla nasıl tutabileceğinizi planlamalısınız.

Sitede Kalma Süresi (Dwell Time)

Bir arama sorgusundan web sayfanıza gelip 5 saniye sonra çıkan ziyaretçi ile 5 dk sonra çıkan ziyaretçi aslında Google’a göre aynı hükümde midir? Veya çok uzun olan yazınızı okuyup yarım saat kaldıktan sonra sayfayı kapatan ziyaretçi ile arama sonuçlarına geri dönen ziyaretçi de hemen çıkmış mı sayılır?

Tabi ki hayır. Google bunun için bekleme süresi adını verdiğimiz bir başka metrik kullanıyor ki hemen çıkma oranından çok daha isabetli bir kriter.

Site İçi SEO'nuz İçin Uygulamanız Gereken 27 Pratik Tavsiye

Anahtar kelime kullanımının elzem olduğu bir kaç yer var. Bunlardan birisi sayfa başlığınız, diğerleri ise meta açıklamanız ve URL’niz.

Sayfa başlığı (meta başlığı da denir) arama motoru sonuç sayfasında direk olarak yer alan (aynı zamanda tarayıcının üstünde) bilgidir. Sayfa içi başlıklarla karıştırılmamalıdır. İkisinde de anahtar kelimenizin ya kendisini ya da eş anlamlısını direk olarak kullanmanız gerekiyor.

Meta açıklamalar gene arama motoru sonuç sayfasında başlığın altında yer alan kısa açıklama metinleridir. Her web sayfası için doğru bilgilendirmeleri ve anahtar kelimenizi içeren bir meta açıklama eklemelisiniz. Eklemediğiniz takdirde Google bunu yazının içerisinden aldığı bilgilerle otomatik olarak oluşturur.

URL ise sayfanızın adresidir. Aynı şekilde anahtar kelimenizi içermesine özen gösterin.

Anahtar kelimelerin yazı içerisindeki toplam oranıyla ilgili bir alt sınır mevcut değil. Ama onu ilk 100 kelime içerisinde, mümkünse ilk paragrafta varyasyonları beraber kullanmanızı tavsiye ediyoruz.

Onun dışında konunun akışına ters düşmeyecek şekilde yazı içerisinde istediğiniz kadar kullanabilirsiniz.

Yukarıda web sayfasının meta başlığından (meta title) bahsetmiştik.

Burada sayfa içi, yani sayfada görünen başlıkları kastediyoruz (heading). Türkçe’de biz ikisine de başlık dediğimiz için karışabiliyor malesef.

Web sayfaları H1’den başlayıp H6’ya kadar giden başlık yapılandırmaları kullanır. Burada esas önemli olan hiyerarşinin doğru kurulmasıdır. Örneğin H3, H2’nin üst başlığı olamaz.

Bazı web siteleri bu konuda doğru yapılandırılmamış olabiliyor. Yazdığınız yazının başlığını seçin ve sağ tıklayarak “incele”ye basın. Eğer yazı H1 etiketi ile yazılmışsa problem yok demektir. Eğer H2 ile çevrilmişse onu H1’e düzeltmeniz faydalı olur.

WordPress kullanıyorsanız tema dosyalarınızı düzenleyebilir veya tema yapımcınızla iletişime geçebilirsiniz. Özel kodlanmış bir içerik yönetim sistemi kullanıyorsanız tasarımcısıyla iletişime geçmeniz gerekebilir.

Az önce de söylediğimiz gibi sayfanın meta başlığından bağımsız olarak sayfa içindeki H1 başlığınızda da anahtar kelimenizi kullanın.

Kullandığınız H2 alt başlıklarının ise 1 – 2 tanesinde bulunması yeterlidir.

Yazdığınız her yazı web sitenizin bir parçasını oluşturuyor ve bu parçaları örgü örer gibi birbirleriyle birleştirmelisiniz. Her yazınızda ziyaretçileri diğer yazılarınızı da okumalarına teşvik edecek şekilde bağlantılar verin. Kendi içeriklerinizin tanıtımını en iyi siz yaparsınız.

Bir sonraki yazımız olan backlink rehberinde değineceğimiz Google PageRank algoritmasının ilk yıllarında web sitelerinin verdikleri bağlantılar sayfa otoritelerinin azalmasına sebep olabiliyordu. Fakat şu an böyle bir durum yok. Verdiğiniz bilgileri tamamlayıcı olduğunu düşündüğünüz takdirde rakibinize bile bağlantı vermeniz (direk ürünlerinizle alakalı olmaması iyi olur tabi) sizin için yararlı olabilir. Google verdiğiniz bağlantılarda cimri olduğunuzu farkederse hanenize eksi puan yazıyor.

Tabi ki her sayfanız yüzlerce kelimeden oluşamaz (ve oluşmamalı da). Fakat özellikle bilgi yoğun sayfalarınızda 1500 kelimenin üzerinde bir içerik oluşturmaya çalışın. Bunun bir kaç faydası var:

  1. Google’a yazmakta olduğunuz konuyu daha iyi ifade etmiş olursunuz. Yukarıda birliktelik kavramından bahsettik. 500 kelimelik bir yazıda kullanacağınız kelime grupları 1500 kelimelik bir yazıda kullanacağınıza nazaran çok daha kısır kalacaktır.

  2. Kullanıcıların web sitenizde kalma süresini uzatmış olacaksınız. Yani web sitenizi RankBrain için optimize etmiş olacaksınız.

  3. Daha fazla anahtar kelimeyi hedefleyerek daha çok arama sorgusundan trafik kazanacaksınız. Örneğin bir bilgisayarın (Lenovo B590 diyelim) tanıtımını yapıyorsunuz. 300 kelimelik bir kaç paragraflık bir yazıda Lenovo B590’ın temel özelliklerine değinebilirsiniz. Ama yazı 1000 – 1500 kelimenin üzerinde olursa bilgisayarın kaldırabileceği yazılım ve oyunlara, parça fiyatlarına değinebilirsiniz. Bütün bunlar ekstradan elde edeceğiniz trafik demek.

Yeterince uzun bir yazı yazdığınız takdirde (eğer konuya hakimseniz) zaten gerekli kelimeleri yazıda kullanacaksınız. Fakat doğal olmasına özen gösterin.

Bazı web sayfaları (örneğin şirketlerin kurumsal web sayfaları) bir blog havasında yazılamadığından ötürü ilgili kelimeleri dahil etmek biraz zorlaşabiliyor. Bu  gibi durumlarda “keyword stuffing” yapmaktan kaçının.

Resimler sayfanızda muhakkak yer almalı. Yapılan araştırmalarda en az bir adet resmin Google’daki sıralamanızla pozitif bir korelasyona sahip olduğu görülmüş. Fakat 1’in üzerindeki resimlerle alakalı böyle bir ilişki söz konusu değil. (Tabi ki kullanıcı deneyimini artırmak için gerekli olduğu takdirde eklemenizde yarar var).

Ayrıca kullandığınız resimlere alt etiketi eklemeyi ihmal etmeyin. En az 1 resmin alt etiketinde anahtar kelimenizin bir varyasyonunu (kendisini değil) kullanmaya çalışın.

Her bir anahtar kelime bir soru demek. Kullanıcılar kafalarında bir soru ile sayfanıza geliyorlar. Hedeflediğiniz her anahtar kelimenin hangi soruya karşılık geldiğinin tespitini çok iyi yapın.

“Fitness programı” yazıp sayfanıza gelen bir ziyaretçi bir antrenman programı arıyordur. Ona sadece bir fitness programlarının nasıl olması gerektiğinden bahsetmeyin, ihtiyacı olan programları verin.

Sayfanızı oluştururken nihai amacınız bir ürünü / hizmeti satmak değil bir ihtiyacı gidermek olsun. Nasıl bir içerik oluşturuyorsanız oluşturun, bunu bir mentalite haline getirin.

Google’ın RankBrain dahilinde arama sonuç sayfalarında hangi web sitelerinin daha çok tıklandığını göz önünde bulundurduğunu söylemiştik. O halde başlıklarınızı yavanlıktan uzak tutmanız gerekiyor.

Click-bait yapmayın, çünkü RankBrain algoritması gereği bu uzun vadede size faydadan çok zarar getirecektir. Fakat başlıklarınızı olabildiğince ilgi çekici hale getirmeye çalışın. Bunun en iyi yolu başlıklarınıza sıfatlar eklemektir. (Örn: “Danışmanlık Hizmeti” yazmak yerine “Uzman Danışmanlık Hizmeti” yazmak gibi).

Bunun bir diğer faydası sayfanızı aynı zamanda uzun kuyruk anahtar kelimeler için de optimize ediyor olmanızdır. Sayfanızda hedeflediğiniz bütün anahtar kelimeler ilgili sıfatla kombinlenmiş olacaktır.

Her sayfanızı senede bir kez olsun ziyaret edin ve gerekli güncellemeleri yapın. 3 ay veya 6 ay gibi periyodlarla eski yazılarınıza dönüp eklemeler yapabilirsiniz. Eğer kısıtlı zamanınız varsa yeni içerik eklemek yerine var olan içeriklerinizi güncelleyin. Emin olun daha fazla faydası olacaktır.